Prenses Lila ve Renkleri Çalan Rüzgâr

🎧 Sesli Okuma

Prenses Lila ve Renkleri Çalan Rüzgâr

Uzak diyarlarda, badem çiçekleri kokan bir vadinin kıyısında Işık Sarayı adında bir saray varmış. Bu sarayda yaşayan Prenses Lila, en çok iki şeyi severmiş: kitap okumayı ve sarayın bahçesindeki çiçekleri sulamayı. “Bir çiçeğin büyümesi için su yetmez,” dermiş Lila, “ilgi, sabır ve doğru zaman da gerekir.”

Bir sabah Lila penceresini açtığında şaşkınlıktan gözleri büyümüş. Bahçedeki güller soluk gri, laleler kül rengi, kelebeklerin kanatları bile sanki eski bir fotoğraf gibi renksizmiş. Sarayın aşçısı bile “Reçelin rengi kaçmış!” diye üzülüyormuş.

Herkes telaşlanmış. Kral, “Derhal bir çözüm bulmalıyız,” demiş. Bilge danışman, “Renkleri Rüzgâr Ustası çalmış olabilir. Ama geri vermesi için ona kızmak yetmez; onu anlamak gerekir,” diye eklemiş.

Prenses Lila, yanına küçük sırt çantasını almış: bir şişe su, bir parça ekmek, bir de en sevdiği defter. Bahçıvan Nuri Amca ona minik bir sulama kovası vermiş: “Yol uzun, ama senin kalbin de güçlü.” Sarayın kütüphanecisi Meryem Teyze de fısıldamış: “Sorunu çözmek için önce doğru soruyu sor.”

Lila, Uğultulu Tepe’ye doğru yürümüş. Yol boyunca karşısına bir kirpi çıkmış; dikenleri bir çalıya takılmış. Lila hemen yardım etmiş, kirpi de teşekkür etmiş: “Tepeye giden kısayolu bilirim. Ama önce dikkatli olmayı unutma; acele eden, yolu uzatır.”

Biraz ileride, küçük bir dere taşmış ve köprüyü kapatmış. Lila suya bakmış, “Tek başıma geçemem,” diye düşünmüş. Sonra kirpinin dediğini hatırlayıp acele etmemiş. Yakındaki köyden çocuklara seslenmiş. Birlikte uzun bir dal, birkaç taş ve ip bulup sağlam bir geçit yapmışlar. Herkes sırayla, dikkatle geçmiş. Lila o an anlamış: Yardım istemek de bir beceridir.

Sonunda Uğultulu Tepe’nin zirvesindeki eski değirmene varmış. İçeriden “Huuuu…” diye bir ses geliyormuş. Rüzgâr Ustası, kocaman pelerinli, ama yüzü hüzünlü birine benziyormuş.

Lila korkmadan, ama saygılı bir sesle konuşmuş: “Renkleri neden aldın?”

Rüzgâr Ustası iç çekmiş: “Ben estiğimde herkes ‘Üşüdük!’ diye şikâyet ediyor. Kimse rüzgârın çiçeklerin tohumlarını taşıdığını, bulutları gezdirdiğini düşünmüyor. Ben de kırıldım. Renkleri sakladım ki beni fark etsinler.”

Lila defterini açmış. “Bak,” demiş, “Buraya rüzgârın yaptığı güzel şeyleri yazdım. Tohumları uçurur, yelkenlilere yol verir, sıcak günlerde serinlik taşır… İnsanlar bazen teşekkür etmeyi unutabilir. Ama bu, senin değerli olmadığın anlamına gelmez.”

Sonra Lila bir öneri sunmuş: “Gel, birlikte bir Rüzgâr Şenliği yapalım. Herkes rüzgârın faydasını öğrensin. Sen de renkleri geri ver.”

Rüzgâr Ustası şaşırmış. “Gerçekten mi? Beni suçlamadan dinledin…” Lila gülümsemiş: “Çünkü sorunları bağırarak değil, anlayarak çözeriz.”

Ertesi gün vadide büyük bir şenlik kurulmuş. Çocuklar uçurtma uçurmuş, bahçıvanlar rüzgârla dönen minik değirmenler yapmış, herkes “Teşekkürler, rüzgâr!” diye seslenmiş. Rüzgâr Ustası da utangaç bir sevinçle pelerinini sallamış ve… Renkler geri gelmiş! Güller kıpkırmızı, laleler capcanlı, kelebekler gökkuşağı gibi olmuş.

Prenses Lila saraya döndüğünde herkes ona sarılmış. Ama Lila, “Ben tek başıma yapmadım,” demiş. “Kirpi bana yol gösterdi, çocuklar köprü yaptı, Rüzgâr Ustası da duygularını anlattı. Birlikte başardık.”

O günden sonra sarayın kapısına küçük bir yazı asılmış:
“Dinle, anla, birlikte çöz.”

Ve Prenses Lila, her çiçeği sularken aynı cümleyi fısıldamış:
“İyilik, en güzel renktir.”

Prenses Masalları 👁️ 19 🗓️ 15.02.2026
💬 Yorumlar 0 yorum

İlk yorumu sen yaz 🙂

Yorum bırak
Nazik olalım ✨